13 Ağustos 2012 Pazartesi

Socialbakers Temmuz 2012 Türkiye Raporu [İnfografik]



socialbakers, Temmuz 2012 Türkiye raporunu açıkladı. Rapora göre, Türkiye’de 31 milyon kullanıcını bulunuyor. Raporda marka sayfaları, hayran sayılarının yanısıra etkileşim ve cevap oranlarına göre de incelendi.
Takip edilen marka sayfaları arasında özellikle telekomünikasyon sektörü dikkat çekiyor. Avea, Turkcell, Nokia Türkiye, Volkswagen Türkiye ve Nike Football / Türkiye ilk 10 içerisindeki yerlerini koruyolar.
Ortalama etkileşim oranlarına (engagement rate*) göre ise marka sayfalarının başında, ÇAYKUR sayfası geliyor. Greenpeace Akdeniz – Türkiye ve Audi Türkiye de en yüksek etkileşim oranlarına sahip diğer markalar. Socialbakers’ın bir başka ölçüm değeri olan günlük etkileşim oranlarında ise Antu.com ilk sırada yer alıyor. BMW CLUP ve Sabanci University de günlük etkileşim oranları sıralamasında üst sıralarda.
Socially Devoted Brands adı altında sunulan bölümde de marka sayfalarının, kullanıcılardan gelen sorulara verdikleri cevapları kapsıyor. Cevaplanan soru sayısı sıralamasında Turkcell, Avea ve Samsung Türkiye ilk 3 sırada iken, cevap verme oranına (response rate) göre ise Trendyol, geçen ay olduğu gibi bu ay da birinci sırada yer alıyor.


* Etkileşim Oranı (Engagement Rate); markanın Facebook sayfasında paylaşılan bir ileti için yapılan yorum, beğeni ve paylaşımların sayısının, o sayfayı beğenenlerin sayısına oranıdır.



Kaynak: smgconnected.com

Türkiye’deki internet kullanıcılarının markalardan beklentileri



Global Web Index Türkiye Araştırması’na göre; Türkiye’de internete her gün bağlanan kullanıcıların, markalardan beklentilerinin başında “tüketicinin bilgi birikimini artırması” geliyor. Türkiye’deki her 2 aktif internet kullanıcısından 1′i markadan tüketicinin bilgi birikimini artırmasını beklerken, bu konuda erkeklerin kadınlara göre daha çok beklenti içinde oldukları görülüyor. Müşterilerin markalardan diğer bir beklenti ise “eğlendirici” olmaları.


Kadınların erkeklerden en çok farklılaştığı beklenti “günlük” hayatta.
Markalardan beklentilerde önemli bir yere sahip olan “günlük hayatta”, kadınların erkeklere oranla daha yüksek oranda beklenti içinde olduklarını görüyoruz. Kadınlar, markalardan günlük rutinlerinin bir parçası olmalarını ve organize olmalarına da yardımcı olmalarını bekliyor. Kadınların erkeklere göre daha çok beklenti içinde olduğu diğer bir konu ise “etkileşim”. Kadınlar, markalardan diğer insanlarla etkileşime geçirecek davranışları bekliyorlar.
Erkekler markalardan kadınlara kıyasla daha çok gerçek bir “insan” gibi konuşmalarını ve “deneyim” yaşatmalarını bekliyorlar.
Türkiye’deki aktif erkek kullanıcılara bakıldığında, en yüksek oranda markalardan beklentileri, bilgi birikimini artırmaları. Bilgi birikimini artırmalarından sonra erkekler için ikinci beklenti “markanın eğlendirici olması”. Erkek kullanıcıların, kadınlara kıyasla daha yüksek oranda beklentileri ise “markanın gerçek bir insan gibi konuşması” ve “her zaman karşılaşamayacakları deneyimler yaşatmaları”.
Markalardan beklentilerde yaş ilerledikçe eğlenceden bilgiye geçiş gerçekleşiyor.
Türkiye’deki 16-24 yaş arası aktif internet kullanıcılarının markalardan en çok beklediği şey eğlendirici olmaları. İnternet kullanıcıların yaşı ilerledikçe beklentilerinde de bir değişim söz konusu oluyor. 25-34 yaş arası kullanıcılar, markalardan “bilgi birikimini artırmalarını” beklerken, 35-44 yaş arası kullanıcılar markalardan günlük hayatta organize olmalarına yardımcı olmalarını bekliyorlar. 45 yaş üstü internet kullanıcıları ise, tıpkı 25-34 yaş arası kullanıcılar gibi markalardan bilgi birikimini artırmalarını bekliyorlar.
Diğer ülkelere kıyasla Türkiye’deki kullanıcılar markalardan eğlendirici olmalarını, organize olmalarına yardımcı olmalarını ve daha ziyade “deneyim” yaşatmalarını bekliyorlar.
Global Web Index Araştırması kapsamında “Markanın size nasıl davranmasını istersiniz?” sorusu sorulan 27 ülke kapsamında Türkiye’deki kullanıcıların diğer ülkelerdeki internet kullanıcılarına göre daha yüksek oranda markalardan beklenti içinde olduklarını görüyoruz. Markanın eğlendirici olması, müşterinin organize olmasına yardımcı olması ve gerçek hayatta her zaman karşılaşamayacak deneyimler yaşatmaları gibi beklentilere, Türkiye’deki kullanıcıların,  ABD, İngiltere ve Brezilya gibi ülkelerdeki kullanıcılardan daha önde olduğu dikkat çekiyor.




Kaynak: Sosyamedyaport

12 Ağustos 2012 Pazar

Rakamlarla Sosyal Medya [İnfografik]



Sosyal medya tüm kişisel ve profesyonel hayatımıza etki etmeye devam ediyor. Üstelik bunun boyutları öyle küçümsenecek çapta da değil. Bugüne kadar yapılan araştırmalardan öğrendiğimiz bir şey var ki Facebook’un günlük kullanım zamanının 7 saate dayandığıdır.
Bununla birlikte sosyal ağlardaki bu trafik ve geçirilen yoğun zamanlar, hesaplanması zor bir veri yığınını da beraberinde getiriyor. Sosyal medyanın hayatımızdaki yerini sorguladığımızda WhitePages.com’un hazırladığı infografikteki veriler gerçekten etkileyici verileri bize sunuyor.
Örneğin, her 11. Kişi Facebook kullanıyor ve her beş ayrılıktan birinin sebebi Facebook. Şu an Farmville oynayan kullanıcı sayısı 75 milyon iken, her saniye 4600 tweet atılıyor. İnfografikteki diğer dikkat çekici veriler ise şöyle:
  • Her yıl 7 trilyon sms atılıyor.
  • Sosyal medya kullanıcılarının 901 milyonu Facebook, 250 milyonu Google+, 200 milyonu Twitter, 161 milyonu LinkedIn, 50 milyonu Instagram kullanıyor.
  • Her yıl Facebook’ta toplam 740 milyar dakika harcanıyor.
  • Facebook’ta herkesin ortalama 262 arkadaşı var. Gerçek hayatta ise sürekli görüşülen arkadaş çevresinde bu sayı, 262’nin 7’de 1’i.
  • Facebook içerikleriniz, arkadaşlarınızın en fazla %12’si tarafından görülüyor.
  • Tweetlerinizin %71’i genellikle gözden kaçıyor.
  • Çalan telefonların %65’ine meşguliyetten, %56’sına isteksizlikten, %24’ü ise acil olmadığı düşünüldüğünden cevapsız bırakılıyor.
  • Akıllı telefon kullanıcıları arkadaşlarıyla ortalama 3 farklı uygulama kullanarak iletişime geçiyor.
  • Sosyal medya kullanıcılarının %46’sı arkadaşlarıyla, %27’si kardeşleriyle, %18’i çocuklarıyla sosyal medya üzerinden iletişim kuruyor.
  • Amerika’nın %25’i mobil internet kullanıyor.
  • Twitter kullanıcılarının %55’i platforma mobilden bağlanıyor ve bu gidişat, 2014’te mobil internetin, masaüstü internetin önüne geçeceğini gösteriyor.

Kaynak : Sosyalmedya.co

7 Haziran 2012 Perşembe

Ipsos KMG'nin Türkiye'yi anlama kılavuzu araştırması




Türkiye'de alışveriş merkezi tutkunu, LED TV'den vazgeçmeyen ve arabada lükse önem veren bir sınıfın varlığı yükseliyor. Araştırmacıların OECD satın alma gücü paritesine göre günde kişi başına 10 dolar üzerinde harcayabilenler orta sınıf olarak adlandırılıyor. Bu grup 74.7 milyon nüfusluTürkiye'nin yüzde 59'unu oluşturuyor. Son 1 yılda ise sayıları 1.9 milyon kişi arttı. Harcamalarına dikkat eden orta sınıf muhafazakârlığını da koruyor ve yüzde 64'ü kadınların çalışmadan önce kocasına sorması gerektiğini düşünüyor.

Kadın çalışsın mı?

Ipsos KMG iki yılda bir Türkiye'yi anlama kılavuzu oluşturuyor ve 14 yaş üstü 16 bin bireyle görüşüp orta sınıftaki değişimi izliyor. Araştırmaya göre 43.5 milyon kişi bu sınıfın üyesi. Din orta sınıf için önemli. Orta sınıfın yüzde 85'ine göre Allahinancı onlara huzur veriyor. Yüzde 67'sinin hayatına ise dini inançları yön veriyor. Yüzde 72'si ise dinlerinin gereklerini yerine getiriyor.
Orta sınıfın en büyük çelişkisi kadının çalışması konusunda. Yüzde 71'i erkek ve kadının aile bütçesine birlikte katkıda bulunması gerektiğini söylerken yüzde 68'i de kadınların iş yaşamında daha aktif olması gerektiğini belirtiyor. Ancak yüzde 64'ünün fikri kocasının izni olmadan kadının çalışmaması yönünde. Orta sınıf parasının kıymetini de biliyor. AVM'lerde çok zaman geçirse de yüzde 67'si neye ne kadar harcadığına dikkat ediyor. İhtiyaç duymadığı şeyleri almayanların oranı ise yüzde 67. Alışverişte en önemli kriterse yüzde 61 ile fiyat.

Orta sınıf nasıl belirleniyor?

OECD satın alma gücü paritesine göre günde 10 doların üzerinde harcayabilenler orta sınıfa dahil oluyor. Araştırmacılar yaşanılan yerden ve semtten bağımsız olarak kullandığı araba, evindeki televizyonun özellikleri, AVM alışkanlığı, yurtdışına çıkış sıklığı, marka kullanımı gibi kriterlere bakarak kişileri orta sınıfa dahil ediyorlar.

Yüzde 87'si pasaportsuz

Orta sınıfın en çok yaptığı TV izlemek, akraba-dost ziyaretlerine gitmek, yemek yapmak, evde arkadaşlarla buluşmak. En az yaptıkları ise, dergi okumak, opera-baleye gitmek, yurtdışına tatil amaçlı seyahate gitmek, tiyatroya gitmek. Orta sınıfın % 58'inin ehliyeti, yüzde 87'sinin pasaportu, yüzde 68'inin kredi kartı yok.

Ekonomi orta sınıfı büyütüyor

Ipsos KMG Sosyal Araştırmalar Enstitüsü Genel Müdürü Tonguç Çoban, orta sınıfın gelişmesinin nedeninin ekonomideki büyüme olduğunu vurguluyor. Büyümenin Anadolu'ya yayılmasının orta sınıfın değişimini belirlediğini söyleyen Çoban "Orta sınıf, çoğunluğu muhafazakâr bir yaşam tarzını benimsiyor" diyor.

Kılavuzu indirmek için tıklayınız


Twitter : @SenolGunduz

15 Mayıs 2012 Salı

Socialbakers, Nisan 2012 Türkiye Raporu [İnfografik]




Socialbakers, Nisan 2012 Türkiye raporunu açıkladı ve verileri bir infografikle paylaştı.
En çok hayranı olan Facebook sayfalarında kayda değer değişiklikler yok. Etkileşim oranıysa (engagement rate) geçen aya nazaran bazı değişiklikler göstermiş durumda. Erikli, KAYRA ve Maybelline NY Türkiye sayfaları ilk 3 sıraya yerleşmiş.

Günlük engagement rate’lerde ise bazı eğitim kurumlarını görmek sevindirici. Reponse rate’lerde ise Trendyol açık ara lider. 


Etkileşim Oranı



Özel biçimli reklamınızı gören kişilerin bu reklamlarla etkileşim kurma sıklığı olarak tanımlanabilir.
  • Etkileşim oranı, kişilerin reklamınızla etkileşimde bulunma sayısının gösterimsayısına (reklamınızın gösterilme sayısı) bölünmesiyle hesaplanan bir orandır.
  • Örneğin video içeren reklamlar için etkileşim oranı, reklamınızı gören kişilerin reklam videosunu oynatmak üzere reklamı gerçekten kaç kere tıkladığını gösterir. Etkileşim türleri reklam biçimine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Bu nedenle farklı türdeki etkileşimleri (artı kutusunun genişlemesi veya reklamınızın izlenmek üzere tıklanması gibi) izleyebilirsiniz.
  • Reklamınızın ne kadar merak uyandırdığını veya istediğiniz anlamlı olası satış veya müşteri işlemleriyle sonuçlanıp sonuçlanmadığını ölçmek için etkileşim oranını kullanın. Reklamınız düşük bir etkileşim oranına sahipse harekete geçirici mesaj metnini, açılış sayfasını, reklam resimlerini veya video içeriğini değiştirmeyi düşünün.

Paylaşım için En İyi Saat Dilimi


Paylaşım yapmak için iş saatlerini tercih ediyorsanız yanlış yapıyorsunuz demektir. URL adresi kısaltma hizmeti veren Bitly’e göre sitede en iyi paylaşım zamanı Cumartesi sabahları.

Kullanıcıları tarafından oluşturan bağlantı adreslerindeki tıklanma oranlarının ve nereden bağlanıldığının istatistiğini tutan Bitly, dikkate değer bir veri tabanı oluşturuyor.

Bitly yetkililerinden Hilary Mason’ın belirttiğine göre bir bağlantının paylaşıldıktan sonraki ömrü Twitter’da 2,8 saat, Facebook’ta 3,1 saat, YouTube’da 7 saat. StumbleUpon ve Tumblr’da ise daha uzun bir süreye sahip.

Bitly aynı zamanda bağlantı için kullanılan cihazların da bilgisini tutuyor. Buna göre bağlantılara gelen tıklamanın %12’si mobil cihazlardan yapılıyor. Cihazların kullanım sıklığı iş ve uyku saatlerine göre değişiklik göstermesine rağmen cihaz farklılık gösterse de kullanım zaman dilimleri aşağı yukarı aynı. Tabii oyun konsolları dışında. Bitly’nin verilerine göre konsolların kullanım sıklığının Perşembe gününden itibaren artış göstermesinin nedeni oyun genelde öğrenciler tarafından kullanılması ve oyun aralarında özellikle YouTube’a girilmesi.

Paylaşılan içerik hemen hemen her dosya türünde aynı eğilimi göstererek paylaşıldığı ilk anda bir anda tepe noktasına ulaşıyor ve yavaş yavaş içeriğe olan ilgi kayboluyor. Diğer ağlarda başkaları tarafından paylaşılınca da değişen bir şey olmuyor.

Bitly aynı zamanda hangi sosyal ağın paylaşım için en iyisi olduğunun sıralamasını yapmış. İnsanların paylaştığı şeylere ve aldıkları tıklanma oranlarına göre Bitly’nin yaptığı sıralama şu şekilde:
  1. Facebook
  2. YouTube
  3. Soundcloud
  4. LinkedIn
  5. Twitter
  6. Blogspot
  7. Tumblr
  8. Vimeo
  9. Reddit
İçerik yaratıcılarına Manson’ın katılımı arttırmak için küçük bir tavsiyesi var; “Bir içeriğin yayılmasını istiyorsanız takipçilerinizin kendinden izler bulacağı şeyler paylaşın. Böylece kısa zamanda diğer ağlara da yayılacaktır.”
  
 Kaynak :http://www.sosyalmedyapazarlama.com 

12 Nisan 2012 Perşembe

Ultimatum Game


Paradan Daha Önemli Ne Var?



Sizi bir deneye davet ettiklerini düşünün. Deneyin kurgusu çok yalın: Siz ve tanımadığınız bir kişi iki ayrı odaya alınıyorsunuz, kura çekilerek ikinizden birine 1.000 TL veriliyor.
Parayı alan kişi –siz ya da diğeri- parayı arzu ettiği oranda bölüştürüyor. Eğer diğeri bu bölüşümü kabul ederse herkes hakkına düşeni alıyor ve deney bitiyor; ama kabul etmezse kimse para alamıyor.
Diyelim ki kura size çıktı ve siz “bölüştüren” oldunuz, 1.000 Lirayı nasıl pay edersiniz? Kendinize “aslan payını” alıp diğerine kabul edeceğini varsaydığınız bir miktar mı önerirsiniz yoksa parayı eşit mi bölersiniz?
Kendinize yarıdan fazlasını alırsanız karşınızdaki kabul eder mi? Mesela kendinize 700 lira alsanız diğer kişi 300 lirayı kabul eder mi? Kabul etmezse ikinize de hiç para verilmeyeceğini bildiğiniz için ne kadar fazla alırsanız reddedilmeyeceğinizi düşünürsünüz?
En akıllı strateji hangisidir?
Ya da siz “bölüştüren” değil “onaylayan” konumunda olsaydınız hangi oranı “hakkaniyetli” bulurdunuz?
Diğer kişi kendine 900 lira alıp, diyelim ki, size 100 lira önerse siz “100 lira hiç yoktan iyidir.” diye düşünüp parayı alıp gitmeyi mi tercih edersiniz yoksa paylaşımı kabul etmeyip bölüştüren kişiyi de 900 lira almaktan mahrum mu edersiniz? 

Doğrusunu isterseniz bu kişisel bir tercihtir: Kimisi tamamen “akılcı” davranıp kendisine az para verildiğinde bile “Havadan gelen para hiç yoktan iyidir.” diye düşünebilir. Zaten iktisat teorisi de insanın “akılcı” olduğunu sadece kendi çıkarını düşüneceğini varsayar. Kişinin deneye katılıp hiçbir kazanç elde etmeden eve dönmesi yerine 1 TL bile alması kendi menfaatine olacağı için önerilen her parayı kabul etmesi iktisatçılara göre en “mantıklı” karardır.
Kapitalizmin ideolojisi “kişisel çıkar” üzerine kuruludur. Adam Smith’e göre eğer herkes kendi çıkarını düşünürse toplum için en uygun (optimal) sonuç ortaya çıkar. Herkesin kendi menfaatini düşündüğü bir ekonomide sanki “görünmez bir el” kaynakları en iyi şekilde dağıtır. Sanayi toplumunu bu felsefe üzerine yükselmiştir.
Fakat yukarıda anlattığım deneyler hiç de kapitalist felsefenin öngördüğü gibi sonuçlanmadı. Deney, 1980'lerin başında Alman sosyologlar Werner Güth, Rolf Schmittberger ve Bernd Schwarze tarafından geliştirildi. Adına "Ültimatom Oyunu" (Ultimatum Game)  dedikleri bu deney bugüne kadar çok farklı ülke ve kültürde binlerce kişiye uygulandı. 1990’lı yılların başında Taiwan’dan Israil’e, Tokyo’dan Pittsburgh’a, Slovenya’dan Java’ya kadar çok farklı kültürlerde tekrarlandı ve alınan sonuçlar hiç de beklendiği gibi gelişmedi.
Kültürel farklılıklara rağmen hemen her seferinde bu deneyde paylaşım yüzde ellinin uzağında olduğu zaman insanlar bölüşümü reddettiler. Kendilerine düşen parayı almak yerine paylaşımı adil yapmayan kişiyi “cezalandırmayı” tercih ettiler.
Hatta Avusturalyalı nöro-ekonomist Lisa Cameron, bu deneyi Endonezya'da çok yüksek meblağlarla yaptığında bile benzer sonuçlar aldı. Gelir seviyesinin çok düşük olduğu bu ülkede katılımcılar, kendilerine düşen pay üç aylık gelirlerine denk düşmesine rağmen paylaşılan miktar adil olmadığı için bunu reddettiler. 
Gelir seviyeleri ne olursa olsun insanlar adaletsizliğe razı gelmiyorlardı. Peki iktisat teorisinin bize öğrettiği kendi çıkarını düşünen “akılcı insana” ne olmuştu? İnsanlar durup dururken kazandıkları paraları neden reddediyorlardı? Yoksa “adalet” kişisel çıkardan daha üstün bir değer miydi?
Ekonomi teorisi (Neo Klasik İktisat) her ne kadar, insanların kendi çıkarları doğrultusunda rasyonel kararlar aldığını savunsa da Davranışsal Ekonomi (Behavioral Economics) insanların kendi çıkarlarından daha önemli olan adalet duygusuyla karar aldıklarını ortaya koydu.
Sanılanın aksine insan sadece kendi çıkarını düşünen bir varlık değildir; sahip olduğu adalet gibi güçlü bir “değer” bazı durumlarda kendi kişisel çıkarını bile göz ardı etmesine neden olur.
Bu deneyler fMRI teknolojisi kullanılarak tekrarlandığında insanların haksızlıklar karşısında diğerlerini “cezalandırdıklarında” para kazanmaktan daha fazla tatmin oldukları kanıtlandı.
Anlaşılan o ki bizim için para kazanmaktan kendi çıkarımızı düşünmekten daha önemli şeyler var hayatta.
Adalet duygusu çoğu kişi için kişisel çıkardan çok daha üstün bir duygudur. Antropologların farklı kültürlerde yaptıkları çalışmalar Amazon'daki tarımcılardan Orta Asya'daki göçmenlere kadar her kültürdeki insanın neyin adil olup neyin adil olmadığı konusunda berrak fikirlere sahip olduğunu kanıtladı. 
Harvard Üniversitesi hukuk profesörlerinden Yochai Benkler, deneysel iktisat ve sosyal psikoloji alanında yaptığı çalışmalara dayanarak adalete önem vermenin üç boyutu olduğunu öne sürer:
1. Niyetlerin adil olması (bir kasıt olup olmadığı)
2. Süreçlerin adil olması (sonuca giden yolun ve yöntemlerin ne derece adil olduğu) ve
3. Sonuçların adil olması (diğerlerine kıyasla ne elde ettiğimiz)
Benkler’e göre sadece “sonuçların” -yani kimin ne kadar aldığı- değil aynı zamanda “niyetlerin” de adil olması gerekir. Bu aslında çeşitli durumlarda insanların ne derece “bencil” davrandığı ya da kasıtlı olarak haksızlık yaptığıyla ilgili bir adalet değerlendirmesidir. Hiçbirimiz insanların kişisel gayretiyle ya da şanslarıyla elde ettikleri kazançlarını adaletsiz bulmayız; ama birilerinin “durumdan çıkar sağlamasını” hepimiz “haksızlık” olarak değerlendiririz.
Kimsenin sebep olmadığı “haksız sonuçları” –kendi başımıza bile gelse- kolay kabullenirken sonucu doğuran yol ve yöntemlerin -süreçlerin- kasıtlı olarak kurgulandığını düşündüğümüz durumlarda adalet duygumuz rencide olur.   

Dolayısıyla hepimiz için “niyetin” ve “sürecin” adil olması, “sonucun” adil olmasından daha fazla önem taşır. Bazen elde ettiklerimizi hiç beğenmesek de sürecin adil işlediğine inanmamız halinde, sonucu “hakkım buymuş” diye kabul  ederiz.
Bu nedenle başarılı ve huzurlu bir iş ortamı yaratmanın önkoşulu, o işyerinde alınan kararların paylaşılan inançlara göre “adaletli” olarak alınmasıdır. Sonuçlar her zaman adil olmasa bile “niyetlerin” ve “ yöntemlerin” adil olması gerekir. Bunu sağlama görevi elbette lidere aittir. Bunu başaramayan liderlerin kendi işyerlerinde huzuru ve başarıyı yakalamaları mümkün değildir.
Hepimiz adil muamele görmek, adil davranacağından emin olduğumuz ilişkilerin parçası olmak isteriz.   İnsanları iyi çalışmaya, katkı yapmaya, fark yaratmaya motive eden organizasyonların her şeyden önce “adil olması” gerekir.
Çalışma koşullarının, ücretlendirmenin, ödüllendirmenin ve genel olarak alınan kararların adil olmadığı yerlerde huzur, verim ve başarılı sonuçlar almak mümkün olmaz. Kısa zamanda başarı elde edilse bile bu başarı sürdürülebilir olmaz. Diğer taraftan adaletin sağlandığı ortamlarda çalışanların sadakati ve iş birliği artar. Hatta sonuçlar beklenenin altında kaldığında bile niyetler ve süreçler adilse söz konusu şirkete olan bağlılık devam eder.
Adalet, bize bütün ilişkilerimizde rehberlik eden bir değerdir.
Toplum olarak yaşadığımız bütün sorunların kökeninde adalet eksikliği vardır. Şirketlerde ve kişisel ilişkilerimizde bir sorun varsa orada mutlaka adalet zedeleniyor demektir. Eğer daha huzurlu, daha verimli, daha uygar ilişkiler arzu ediyorsak hepimiz her ilişkimizde adalet duygusunu yüceltmeliyiz.

22 Mart 2012 Perşembe

Comscore Şubat 2012 Türkiye Raporu

Comscore Türkiye’nin 2012 Şubat ayı raporunda ciddi değişiklikler var.

Şubat ayı verilerinde ilk dikkatimizi çekentoplam internet kullanıcı sayısının düşmüş olması. Geçen aya göre 140 bin kullanıcı internete uğramamış ve aylık internet kullanıcı sayısı 23,29′a gerilemiş.
Ocak ayına göre ilk iki sıra değişmemiş ama 3. sıra Türkiye’nin en büyük internet portalı Mynet’in olmuş. Şubat 2012 için son yıllarda yerli bir şirketin ilk 3′e girdiği nadir aylardan biri diyebiliriz.
Hem ilk sıradaki Google.com.tr’nin hem de Facebook’un aylık tekil ziyaretçi sayısı artarken günlük ziyaretçi ortalamaları düşüş göstermiş. Facebook’ta ziyaret başına geçirilen süre de düşmüş.
Mynet ise aylık 13,1 milyon ziyaretçiden 17 milyona çıkmış ve erişim oranını yüzde 55,9′dan yüzde 73,3′e yükseltmiş. Youtube ise her iki ortalamada da gerilemiş ve 4. sıraya düşmüş.
Live.com erişim oranında yüzde 5 civarında bir kayıpla Youtube’u takip etmiş. Geçen ay 8. sırada olan izlesene.com ise aylık tekil ziyaretçi sayısını arttırarak 6. sıraya yükselmiş. Erişim oranı yüzde 51,4 olmuş. Yeni ve tek tip tasarıma geçen Blogcu ise Blogger’ın altında kalmış.
Milliyet.com.tr, Hurriyet.com.tr’nin önündeki yerini korurken MSN.com ilk 20′den düşmüş,haberler.com ve gezginler.net ise son iki sıradan listeye girmiş. Twitter da geçen aya göre 200 bin tekil ziyaretçi kaybetmiş ve 2 sıra yükselmeyi başarmış ve karşımıza geçtiğimiz aylardan epey farklı bir tablo çıkmış.

8 Mart 2012 Perşembe

Dünya Kadınlar Günü


Twitter Facebook Delicious Digg Stumbleupon Favorites More